
Torrent olayını çözdüğümden beri ufkum genişledi. Artık film,belgesel,müzik için sınırsızım :) Buna bayılıyorum. Hiç bir şey için zamanlama yapmama, kaçırmamaya uğraşmaya gerek yok. İstediğim zaman net sayesinde ulaşabilirim.

HOME-YUVA'dan her zaman ki gibi bloglar sayesinde haberim oldu. Geçtiğimiz günlerde oturdum pcmin başına hayretler içinde sürüp giden bu
görsel şöleni izledim. Hayrete düştüm, üzüldüm.... bir sürü duygu altında karmakarışık oldum. Bizler neler yapmışız güzelim
Yuvamıza! Petrol'ün keşfi tüm süreci hızlandırıp, yaşamsal döngüyü hızla bozmuş. En çok petrole sahip ülkeler en az yaşam refahına sahip olanlar olması çok acayip. Dünya üzerinde ihtiyacı olandan fazlasına sahip olmak isteyen, dünyayı bu hale getiren tek bir canlı var. İNSANLAR! İhtiyacından fazla balık avlayan, ağaçları kesen, doğal ürüme şekilleri bozan..... hep daha fazlasını isteyerek bu hale getiren bizleriz. Nasıl gün ışığına çıkmadan, otlamadan , sürekli açık bırakılan ışıkla, göğsüne enjekte edilen sıvılarla yetiştirilen tavuklar varsa bunların et için yaratılan büyük baş hayvan çiftliklerini görmek beni çok üzdü. Bu hayvanları daha hızlı gelişmesini sağlamak için getirilen katkı maddeli yiyecek, kamyonlarla dünyaya sevk edilirken harcanan petrol... Keşke vejetaryan olabilsem dedim! Keşke insanlar hafta da bir kaç gün daha az yiyerek ne kadar çok şey yapabileceklerini anlasalar!

Bu izlediğim belgeselden çok daha fazlasını içeriyor. İzlediğiniz tüm sinema filmlerinin üstünde bir görsellik içeriyor. 3 yıl boyunca 54 ülke de çekim yapılmış. Bir sürü firma sponsor olmuş. Umarım gerekli bilinç oluşturulur. Şu sera gazı illetine tüm ülkeler bir yasak getirir. İnsanlar neden mevsimi haricin de yetişmiş, doğal olmayan sebzeleri yemekte bu kadar ısrarlılar, anlayamıyorum. Sonrasın da kanser vakaların da patlama yaşanıyor. Ne yediğimizi bile bilmiyoruz ki! Hoş mevsimin de yediğimiz sebzelerin tohumu da İsrail'den gelen genetiğinden emin olamadığım tohumlar ya!

Üstüne bir de
Sharkwater'ı izleyince ben tamam oldum. Sadece yüzgeçleri için katledilen milyonlarca köpekbalığı cesedi gözlerimin önünden gitmiyor. Neden peki? Tadı, tuzu olmadığı (pişirilirken et yada tavuk suyu ekleniyormuş) halde bazı Uzak Doğu ülkelerin de Köpek Balığı Yüzgeci çorbasının statü, mevki göstergesi olması. İnsanlar sadece daha zengin oldukları çevresindekilere ispat edebilmek için düğün menülerine, ziyafet menülerine ekliyorlar.
Korkunç bir para dönüyor! Petrolden sonra en büyük parayı bu iş kazandırıyor. Centlerle avlanan balıklar talep olan yere ulaştığın da kg 200$ dan satılıyor. Sürülerin çiftleştiği dünya mirası ilan edilmiş adaların hükümetler fakir, mafya ve yaptıkları katliam karşısın da çaresiz. Halbu ki halk da bu doğal güzelliği yakından izlemek için gelen turistlerden para kazanıyor...

Fok balıkları sevimli, göze daha güzel görünüyor diye her yerde destek görüyor, engellenmeye çalışılıyor. Kahrolası Jaws filminden sonra hepimiz de oluşan antipati sayesin de yapılan kıyım hiç birimizin umrunda değil. Bu belgeseli köpek balığı sevdalısı genç bir (su altı fotoğrafçısı, biyolog) adamdan (Rob Stewart) dinlerken aslında ne kadar da yanlış bilgilerle, ön yargılarla dolu olduğumu gördüm, utandım. Keşke onlar için daha fazlasını yapabilsem dedim. O koca cüsseleriyle aslında bizden ne çok korktuklarını, verdikleri tepkilerin sadece korkudan olduğu ve daha bir çok şey öğrendim.
Belgesel bitmesin istedim... Bir şeyler değişsin istedim....
Dünyanın yaşamsal döngüsünü Okyanuslar kontrol edip, düzenliyor. Biz her zaman yaptığımız gibi ona da müdahale edip sonu hızlandırmaktan geri kalmıyoruz. Bu aç gözlülük neden anlayamıyorum.
........Kıtalar daha şu anki şekillerini almadan ve dinozorlar dünya üzerinde var olmadan önce temelde neredeyse hiç değişmeden burada oldukları dışında temelde neredeyse hiç değişmeden burada oldukları dışında, çok az şey biliyoruz. Dünya üzerinde ki yaşayan en yaşlı canlılardan biri. Neredeyse diğer bütün canlılar değişir veya yok olurken köpek balıkları nasıl hayatta kaldılar?
......fakat köpekbalıklarını fotoğraflamak düşündüğümden daha zordu.Bizden ölesiye korkuyorlar. Köpekbalıkları bizleri yalnızca gözleri ile görmezler.Enerjimizi hissedebilirler...ve onlar beni bir tehdit unsuru olarak gördüler.Köpekbalıkları 400 milyon yıldan fazladır buradalar. Dinozorlardan 150 milyon yıl önce kara üzerindeki hayat daha yeni başlamışken,atmosferde az miktarda oksijen vardı ve yalnızca 2 kıta bulunmaktaydı.Bu dünyayı köpekbalıkları şekillendiriyordu. Yaşam denizde evrimleşti. İlk hayvanlar çok ufaktı,tek hücreliydiler.Bunlar, algler, mercanlar ve ufak planktonik hayvanların oluşumuna yol açtı. Bunları, kalamar ve yumuşakçaları da içeren birçok omurgasız takip etti. Ağza sahip ilk omurgalılardan biri ve 400 milyon yıldır değişmeden kalan tek büyük hayvan köpekbalığıdır. Okyanusun evrimleşen yeni canlıları,kendi avcıları tarafından şekillendirildiler.....
Tutuklanmayı, öldürülmeyi göze alıp mücadeleye devam eden, halkı bilinçlendiren bu insanlara teşekkür ediyorum. Gerçek bir hikaye izlemenin heyecanıyla sona nasıl gelindiğini bile anlamadım. Ve evet zaman zaman O'nların türümüz yüzünden maruz kaldıkları barbarlık arşısında göz yaşlarımı tutamadım. Üşenmedim bu kadar yazı yazıdm. E e e artık izleyin bi zahmet!